– Jamal, bir sevgi faresi
Sözlerimizin hangisi gerçekten o andaki duyguya ait ya da o ana ait? Bir günbatımını kim tarifleyebilir? Ve nasıl tarifleyebilir? Nefes kesen bir günbatımı vardı bu akşam yine yağmurlu İstanbul’da. Dememle birlikte zihinlerinizde ne hikayeler, ne hüzünler, ne romantizmler, ne renkler canlandı, nerelere gittiniz kimbilir?
Benim tarifimin bile gerçekle alakası kalmamış - bitmiş bu olay zihnimde ve hafızamda
değiştirerek başka şeylerle belki bağlantılar kurularak bambaşka bir duyusal
hatıra olarak yerini alıyor. İleride
lehime ve aleyhime kullanılmak üzere…
Şimdi yukarıda Jamal’ın derun sorusunu ele alır isek, çoğu
insanın sormayacağı bu soruyu sorarken bile kalıplar bana çarpıyor. Sade iki seçenek, iki siyah-beyaz verilmiştir
sözde – özlem: olmayanı özleme, yokluk,
kopmak ayrılmak ile ilişkilendirilerek bir tür negatif olabilir, özgürlük ise
onu zorla tutan ya da olmasına engel olan bir şeyden kurtulmak anlamında bir
tür pozitif. Oysa dumanın böyle bir
derdi yoktur. Duman ateşten
uzaklaşır. Ateş olmazsa duman
çıkmaz. Ve çıkan duman ateşten uzaklaşır,
o artık başka bir şeye dönüşmüştür. Doğal olan, gerçek olan budur. Duman ateşten çıkar ve uzaklaşır.
Oysa insanların derdi vardır, insanlar her şeyi kendi
gözlüklerinden ya da kendi sandıkları öğretilmiş gözlüklerden yorumlayarak bir
yere koymaya çalışırlar, düşünen zihin çözmeye kutuya yerleştirmeye ve güvende
hissetmeye çalışır. Hemen aklıma gelen
anne-baba-çocuk ilişkisi tam da bu örneğe uygun. Çocuk aramazsa özlemiyordur ya da
sevmiyordur, fazla özgürdür, yeterince fedakar, düşünceli, hayırlı evlat
değildir, vb vb… Oysa çocuk farklı bir bireydir, anne ayrı baba ayrı, hepsinin
yolculuğu ayrı. Ne sevgi ne özgürlük bu
tanımların hiçbir yerine sığmaz. Bu
sıkça görülen bir örnek- kendinizi, etrafı izlemeye başlarsanız perde perde ne
tür oyunlar, beklentiler, programlar görebilirsiniz, belki, bakmak isterseniz.
Belki de özgürlük bütün bu tanımların ötesinde sadece olana
izin verebilmek ve görmeyi bilmektir.
Gördüğüne bir anlam bir hikaye yüklemeksizin görmek. Olana izin verebilmek. Bütün varlığımızla orada olmak, görmek, kabul
etmek.
Her şeyi değiştirebilirsin.
Rüyalarımın arasında duyduğum bir cümle yakın zamanda. Her şeyi değiştirebilirsin. Görebildiğimizde ancak değişimin tohumları atılıyor. Bir başka cümle: Sihir dediğimiz şey aslında bilincimizde bir
değişim değil midir?
Walt Whitman demişki “Do I contradict myself? Very well, then I
contradict myself, I contain multitudes” / “Çelişiyor muyum kendimle? Pekala öyleyse, çelişiyorum kendimle;
genişim ben - çokluklar var içimde.” Ah ne çokluklar, ne geniş evrenler var içimizde keşfedilmeyi, günışığına çıkarılmayı bekleyen…
genişim ben - çokluklar var içimde.” Ah ne çokluklar, ne geniş evrenler var içimizde keşfedilmeyi, günışığına çıkarılmayı bekleyen…
ve üstad Fernando Pessoa’yla baş başa bırakmak istiyorum
sizi giderken,
O ship setting out on
a distant voyage,
Why don’t I miss you
the way other people doAfter you’ve vanished from sight?
Because when I don’t see you, you cease to exist.
And if I feel nostalgia for what doesn’t exist,
The feeling is in relationship to nothing.
It’s not the ship but our ownselves that we miss.
Ey uzak bir yola çıkan gemi,
Neden gözden kaybolduktan sonra,
ben de seni özlemiyorum diğer insanlar gibi?
Çünkü seni görmediğimde, artık var olmuyorsun.
Ve var olmayan için bir nostalji hissediyorsam eğer,
Bu duygu hiçbir şeyle ilgilidir.
Özlediğimiz gemi değil, kendi kendimizdir.
Eh bu özgürlük yazısı da Jamal’ı bekliyormuş, selam sevgi
olsun ona…

bu ne kadar harika bir şiir!
YanıtlaSilve jamal tabii ki :) adamım jamal ...
YanıtlaSil