1 Ekim 2011 Cumartesi

Özgürlüğün Çığlığı - 3

“Duman ne düşünür ateşinden uzaklaşırken…özlem mi, özgürlük mü?”
         – Jamal, bir sevgi faresi

Ağzımızdan çıkan hiçbir söz bize ait değil. gibi. 

Sözlerimizin hangisi gerçekten o andaki duyguya ait ya da o ana ait?  Bir günbatımını kim tarifleyebilir? Ve nasıl tarifleyebilir? Nefes kesen bir günbatımı vardı bu akşam yine yağmurlu İstanbul’da. Dememle birlikte zihinlerinizde ne hikayeler, ne hüzünler, ne romantizmler, ne renkler canlandı, nerelere gittiniz kimbilir?

Benim tarifimin bile gerçekle alakası kalmamış -  bitmiş bu olay zihnimde ve hafızamda değiştirerek başka şeylerle belki bağlantılar kurularak bambaşka bir duyusal hatıra olarak yerini alıyor.  İleride lehime ve aleyhime kullanılmak üzere…

Şimdi yukarıda Jamal’ın derun sorusunu ele alır isek, çoğu insanın sormayacağı bu soruyu sorarken bile kalıplar bana çarpıyor.  Sade iki seçenek, iki siyah-beyaz verilmiştir sözde – özlem:  olmayanı özleme, yokluk, kopmak ayrılmak ile ilişkilendirilerek bir tür negatif olabilir, özgürlük ise onu zorla tutan ya da olmasına engel olan bir şeyden kurtulmak anlamında bir tür pozitif.  Oysa dumanın böyle bir derdi yoktur.  Duman ateşten uzaklaşır.  Ateş olmazsa duman çıkmaz.  Ve çıkan duman ateşten uzaklaşır, o artık başka bir şeye dönüşmüştür. Doğal olan, gerçek olan budur.  Duman ateşten çıkar ve uzaklaşır.

Oysa insanların derdi vardır, insanlar her şeyi kendi gözlüklerinden ya da kendi sandıkları öğretilmiş gözlüklerden yorumlayarak bir yere koymaya çalışırlar, düşünen zihin çözmeye kutuya yerleştirmeye ve güvende hissetmeye çalışır.  Hemen aklıma gelen anne-baba-çocuk ilişkisi tam da bu örneğe uygun.  Çocuk aramazsa özlemiyordur ya da sevmiyordur, fazla özgürdür, yeterince fedakar, düşünceli, hayırlı evlat değildir, vb vb… Oysa çocuk farklı bir bireydir, anne ayrı baba ayrı, hepsinin yolculuğu ayrı.  Ne sevgi ne özgürlük bu tanımların hiçbir yerine sığmaz.  Bu sıkça görülen bir örnek- kendinizi, etrafı izlemeye başlarsanız perde perde ne tür oyunlar, beklentiler, programlar görebilirsiniz, belki, bakmak isterseniz. 

Belki de özgürlük bütün bu tanımların ötesinde sadece olana izin verebilmek ve görmeyi bilmektir.  Gördüğüne bir anlam bir hikaye yüklemeksizin görmek.  Olana izin verebilmek.  Bütün varlığımızla orada olmak, görmek, kabul etmek.    

Her şeyi değiştirebilirsin.  Rüyalarımın arasında duyduğum bir cümle yakın zamanda.  Her şeyi değiştirebilirsin.  Görebildiğimizde ancak değişimin tohumları atılıyor.  Bir başka cümle:  Sihir dediğimiz şey aslında bilincimizde bir değişim değil midir?

Walt Whitman demişki  “Do I contradict myself? Very well, then I contradict myself, I contain multitudes” / “Çelişiyor muyum kendimle?  Pekala öyleyse, çelişiyorum kendimle;
genişim ben - çokluklar var içimde.”  Ah ne çokluklar, ne geniş evrenler var içimizde keşfedilmeyi, günışığına çıkarılmayı bekleyen…

ve üstad Fernando Pessoa’yla baş başa bırakmak istiyorum sizi giderken,

O ship setting out on a distant voyage,
Why don’t I miss you the way other people do
After you’ve vanished from sight?
Because when I don’t see you, you cease to exist.
And if I feel nostalgia for what doesn’t exist,
The feeling is in relationship to nothing.
It’s not the ship but our ownselves that we miss.

Ey uzak bir yola çıkan gemi,
Neden gözden kaybolduktan sonra,
ben de seni özlemiyorum diğer insanlar gibi?
Çünkü seni görmediğimde, artık var olmuyorsun.
Ve var olmayan için bir nostalji hissediyorsam eğer,
Bu duygu hiçbir şeyle ilgilidir.
Özlediğimiz gemi değil, kendi kendimizdir.

Eh bu özgürlük yazısı da Jamal’ı bekliyormuş, selam sevgi olsun ona…

2 yorum: