14 Nisan 2011 Perşembe

Zen Buluşmaları 4 - "martının yolu"

Bir nisan sabahı lodos. Fındıklı deniz kıyısındayım.
Dalgalar büyük, güçlü kıyıya vuruyor, ama nedense sert gelmiyorlar bana. Hatta ıslanmak önemli değil daha yakına da gidebilirim, ama biraz daha uzaktan izlemek istiyorum bu sefer, içine girmeden.

En sevdiğim şeylerden biri lodosta martıları seyretmek. Nedense hep parti yapıyorlarmış, çok eğleniyorlarmış gibi geliyor bana, sanki fırtına onların normalde sıkıcı olabilecek hayatlarına yeni bir heyecan katıyor, kendilerini yeni bir rüzgarda uçarken deneyimleyebiliyorlar.

Mı acaba? dedim bu sefer, ve içimden sordum martılara “ya gerçekten nedir bu rüzgar olayı, hakikaten parti var mı?” diye. Ve bir tanesini kısa süre yakın takibe aldım.

Kuvvetli rüzgarda olan şöyle bir şey var, gözlemleyebildiğim, daha az kanat çırparak uçabiliyorlar. Aslında rüzgarı kendi için çalıştırıyor martı. O akımı yakalamak için biraz kanat çırpıyor, ve o noktayı ya da o anı bulduğunda bırakıyor, rüzgara izin veriyor onu bir yerden bir yere taşısın ya da bazen boşlukta asılıymış gibi tutsun diye. Ta ki rüzgar, akım, şartlar değişene kadar. Eminim martılar da sadece takılmıyorlardır, ve onların da gideceği bir yer, bir yuva, bir yol vardır – ama şunu yapmıyorlar, rüzgar ters yöneyse inadına çok zorlayan bir uçuşla o yöne gitmeye çalışmıyor. Gerekiyorsa rüzgarla havada asılı kalıyor, ya da akımı kullanarak dairesel hareketlerle yükseliyor, ilerliyor ve yeri geldiğinde onun kendisi biraz olsun geri götürmesine izin veriyor. ve sonra yine kanat çırpıyor, ve yola devam ediyor…

İnsanoğlu ise çoğu kez her fırtınada niye bu kadar acı çekiyor – “bu fırtına neden başıma geldi, neden hala çıkamıyorum, ne yapmam lazım, aaah” diye giden bir kendine üzülme, kızma, yargılama, sorgulama, çözmeye çalışırken düğümlenme zihinsel düşünce silsilesi…

Halbuki izin versek fırtına bizi nereye götürecekse götürse: belki bizi bir kuytuya, bir boşluğa atacak ve orada panik içinde çırpınmayı bırakıp dinlenmemiz için bir fırsat yaratacak; belki bizi geriye götürecek atladığımız bir şeyi fark etmemizi sağlayacak, ve sonra da onun gücünü arkamıza alabilirsek belki kurgulayabileceğimiz, tahmin edebileceğimizden çok daha hızlı bizi gitmek istediğimiz yere, ya da daha ötesine hoop taşıyıverecek.

Hopi’lerin büyükleri demiş ki,

Çok hızlı akan bir nehir var (ışık nehri)
Öyle büyük ve kuvvetli ki bazıları korkacaklar,
kıyıya tutunmaya çalışacaklar,
parçalandıklarını hissedecek ve çok acı çekecekler.
Bil ki nehrin gittiği, varacağı bir yer var (daha yüksek bir amacı ve planı)
büyüklerimiz diyor ki, kıyıyı bırak, kendini nehrin ortasına it, gözlerini aç ve başını suyun üzerinde tut (Akışın kendisi ol...)
Orada seninle birlikte kim var bak ve birlikte kutla...
Tarihte geldiğimiz bu noktada, hiçbir şeyi kişisel almaözellikle de kendini (Kim olduğunun ve neye sahip olduğunun bir başkasıyla hiçbir ilgisi yok)
çünkü kişisel aldığında, ruhsal büyümen ve yolculuğun duruyor

Yalnız kurt'un dönemi sona erdi - Kendinizi toparlayın!
"Mücadele" kelimesini davranışlarınızdan ve sözlüğünüzden çıkarın
Artık yaptığımız herşey bir kutsama ve kutlama ile yapılmalı
Beklediğimiz kişiler Biz'leriz.

Fırtınada kutlamak mümkün müdür, mümkündür…benim martım bana bir nisan sabahı lodosta bunları söyledi.

Ve yağmur geldi, selamlaştık, teşekkür ettik, ve yeni bir akışla yolumuza devam ettik…

0 yorum:

Yorum Gönder