Bana bu satırları yazdırmaya başlatan şeyin ne olduğunu henüz bilmiyorum. O da çocukluğumun esrarengiz yolları gibi belki bir gün açığa çıkacak, belki de tamamen gömülü kalacak.Çocukluğumun anılarımda en kuvvetli yer eden bana dair kısmı Enid Blyton’ın Gizli Yediler, Afacan Beşler kitap serileriyle doludur. Yenisi çıktı mı, geldi mi, bir yerden bulundu mu artık ne heyecan… Bu kitaplarda, seriye göre küçüklü büyüklü kardeş-kuzen-arkadaş 5 ya da 7 çocuk kendi aralarında bir çetedir. Bu çete belirli günlerde, üyelerden birinin evinin bahçesindeki ağaç / küçük ev gibi bir merkezde toplantı yapar, ve o toplantıya hep annelerin yaptığı zencefilli kurabiye ve limonata eşlik eder (halen birlikte hiç tadılmamış bu kombinasyon, benim hayallerimde yer alır, belki denemeliyim ne de olsa şimdi çok kolay- ya da bırakmalıyım hayalimdeki tadıyla kalsınlar daha iyi…). Ve bu çete tatillerde evde ya da gittikleri yerde, kendilerini kaçınılmaz olarak çözülmesi gereken bir gizem, bir esrarengiz olayın ortasında bulurlar. Heyecan, kahkaha, arkadaşlık, sevgi ile örülü bir macerayla kitabın sonunda gelindiğinde çete başarıyla gizemi açığa kavuşturmuştur, ve hatıralarım abartmıyorsa yine limonata-kurabiye ikilisiyle kutlanarak bir başka maceraya kadar vedalaşırız o noktaya kadar çoktan bir üyesi olduğumuz bu çeteyle.
O zamanlar oturduğumuz Oran Sitesi’nde bol bahçe ve sokakta oyun vardı, şanslıydık. Ben ilkokul 4-5, kardeşim 2-3. sınıflardaydık, daha o hafif ilkokul yılları. Kardeşim daha fazla çocukla, daha umarsamaz oynarken, benim top vs. oynadığım mahalle arkadaşlarım olsa da nedenini çok da anlamadığım bir şekilde hep kendimi farklı, dışarıdan bakan, içinde ama onlardan ayrı bir çocuk olarak yalnız hissettiğimi hatırlıyorum. Kendimi o gruba ait görmeyen, ya da hak ettiğini düşünmeyen bir kız çocuğu – belki ya da mutlaka gerçeğin bununla çok az ilgisi olmasına rağmen. Bir çocuğun gözüyle, onun kendi dünyasından tanımlanamaz bir şekilde getirdiği eziklikleri, duygusallıkları ve bunların o çocuğun üzerinde yarattığı yükü büyüklerin anlaması ne kadar zor, hatta imkansız.
Bu romanlar bana kendi gizemli dünyamı yaratmak için eşsiz bir altyapı ya da ipucu vermişlerdi. O zamanlar çok yakın arkadaşım olan ve karşı apartmanda oturan Sibo’cuğum, sokağa çıkma iznimiz başlamadan (genelde yaz döneminde öğleden sonra dörttü) evde düzenlediğim sadece ikimizden oluşan “gizli” çete toplantılarına katılırdı. Annemin kurabiyeleri olur muydu hatırlamıyorum, gözümde net canlanan rafta dizili renkli sarı kırmızı Gizli Yediler Afacan Beşler kitapları. Bazen kardeşimi de alır mıydık aramıza, galiba, onu da tam hatırlamıyorum.
Bundan daha da önemlisi benim önce yaratıp sonra da tamamen gerçekliğine inanıp yaşadığım mahallemizdeki esrarengiz olaylardı:
Bir macerada, karşı apartmanda Sibo’ların alt çaprazındaki dairede her Perşembe akşam saat dokuza yirmi kala bir kadın muhtemelen yatak odasındaki dikdörtgen komidin aynasının önüne geçer ve hazırlanırdı. O sırada apartmanların arasındaki boş alandaki otoparka gelen bir araba ona belli sayı ve hızlarda tam hatırlamıyorum kaç kere farlarını yakıp söndürürdü. Ve ben kesinkes inanıyordum işaretleştiklerine ve mors alfabesiyle bu yanıp sönen işareti yazdığımı ve çözmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Bunu görmek için dakikalarca pencere önünde beklediğimi. İki gece üst üste ya da iki hafta üst üste tekrarlanması benim için bunun bir işaretleşme, bir gizem olduğunun ve bu insanların bir şeyler çevirdiğinin kanıtıydı. Acaba neler oluyordu? Kadın kocasını mı kandırıyordu, yoksa başka bir kaçakçılık veya hırsızlık işinin peşindeler miydi? Kardeşimi de bu hikayeye ortak etmiştim, isterseniz sorun. Ne heyecan…
Bir başka macerada, bu sefer arka balkondan uzakta inşaatlerin olduğu açıklık alana bakıp takip ettiğim –tabii ki yine geceleri gerçekleşen- kodlu ışıkların yanıp sönmeleri vardı. Mutlaka tamamen inanarak bir süre takip eder, gündüzleri sokak saatlerimizde orada kanıt aramaya çıkar dolaşırdım. Bir süre sonra bir şekilde tespit ettiğimi zannettiğim kalıp kaybolur, yavaş yavaş dikkatim bu maceradan çekilmeye başlardı.
Hiçbirinin sonlandığını veya belirli bir sonu olduğunu hatırlamıyorum. Ama önemli olan sonuç değildi ki zaten, o yüreği ağzında bakalım neler olacak bekleyişi, o bilinmeze duyulan korkuyla karışık heyecan, hayal gücünün ürettiği muhteşem senaryolar ve başı sonu pek de bilinmeyen bir maceranın parçası olmanın getirdiği müthiş bir enerji ve neşe… Kendi Afacan Beşler veya Gizli Yediler hikayemi yaşıyordum ben kısıtlı kaynaklarla!
Yalnız gibi gözüken günlerimin vazgeçilmez arkadaşlarıydı bu maceralar. Çocukluğumdan hatırlamadığım onca şey içerisinden bana dair, içimdeki çocuğa ait ve onun yarattığı en değerli ve öne çıkan bu maceralar.
Aradan yıllar geçti ve bugüne geldik. Farkında olmadan yük gibi üzerimde taşıdığım bir hayatı, onun parçalarını ve getirdiği kimlikleri son 3-5 yılda bıraka bıraka geldim şu ana, belki daha da bırakacaklarım vardır, mutlaka. Tüm bilinenleri geride bıraktığım, kendimi de belirsizlikler içine gönüllü attığım bir döneme girebildim, bir tür fabrika ayarı çekebildik kendimize bilerek ve isteyerek çok şükür.
Bu gizem ve esrarengiz belirsizlikler yolu kolay değil hiç şüphesiz, tam teslimiyet içinde maceraya kendinizi adamanız ve gözünüzü andan ayırmamanız gerekiyor. Ama çoğumuzun aradığı o heyecan, bitmez bir hayret, yaşam neşesi ve her an kendinde ve dünyada yeni bir şeyler keşfetme olasılığı da ancak bu bilinmeyenin, o gizemli boşluğun içinde var oluyor.
Ne mutlu çocuklar gibi kendini hayatın esrarengiz yollarına korkmaksızın teslim edenlere, ne mutlu çocuklar gibi hayretle bakan o gözlere, ne mutlu çocuklar gibi neşeyle oynayıp, düşüp kalkıp haydi bir başka maceraya diye oyuna devam edenlere…
Çocukluğumun esrarengiz yolları önce beni kaybettirip sonra yine buldurdu, nice yeni maceralara bir çocuk kalbi ve özgürlüğüyle açılmayı, uçmayı uçmayı diliyorum…
…ve Enid Blyton’a, Gizli Yediler, Afacan Beşler’e ve onların köpeklerine, burnumda kokuları zencefilli kurabiye-limonata hayallerime, bana maceralarımda eşlik eden kardeşim Can ve Sibo’ya, beni durmaksızın bu heyecanlı yolculuklara çıkaran içimdeki o küçük muzip neşeli kız çocuğuna binlerce teşekkür ediyorum.
Bakalım bir sonraki macerada neler olacak ve kahramanımızın başına neler gelecek?
0 yorum:
Yorum Gönder