30 Aralık 2010 Perşembe

Zen Buluşmaları 3 - "Yeni Yıl ve Zamandan Özgürleşmek"



Ve yıllardır sekmeyen Saatli Maarif Takvimim bu yıl 17 Aralık Şeb-i Arus’ta durdu, 2 Aralık’a döndü, 17 Aralık’ta bitmek üzere…

Ve şamanlar bilirler ki zaman lineer değildir, mistik bir spiraldir ve tüm zamanların bilgisi bu an’da saklıdır.

Ve Zen der ki,
Önceki su, ve sonraki su,
Şimdi ve hep akarlar, birbirlerini izleyerek

Ve Ramtha der ki “şu an bilmem gereken her şeyi biliyorum ve yanıtları almaya açığım”.

Ve Jason Mraz der ki “ Anda olmaya niyet ediyorum. Happy Now Year!” ve öyle de olsun…

Ve hakikat "an"da gizliymiş, geçmiş ve gelecek düşünceleri bir ilüzyon, hakikat ise bu "an"da kalbimde bir biliş…

Ve bu evrenin mucizevi oyununda var olmak ya da “olmak”, ancak,
bilinmeze teslim olup,
gelene izin verip,
sevgiyle görüp,
dürüstçe oynayıp,
neşeyle var gücümle oyuna katılıp
An’da olmak ve kendi şarkımı söylemekmiş…

Ve her an
her an her an
her an her an
her an her an
her an
yeniden doğmakmış…

Ve elif yolcu der ki…

Bir an ansızın gelir
Sonsuz sukunet
Hep buraday-mış.

Ve sabah balkonuma pembe bir Happy Birthday! balonu düştü gökten, ben kapımı açtım ve yeni doğmuş elif’i içeri aldım.

Happy NOW Year!

6 Aralık 2010 Pazartesi

Zen Buluşmaları 2 - "Kim-lik"

by Gary Larson

Dün akşam ünlü antropolog, mitoloji üstadı Joseph Campbell’ın kendi kutsal mekanınızı yaratmakla ilgili bir konuşmasını dinliyordum. Campbell diyordu ki öyle bir alan olmalı ki burada arkadaşlarınızın kim olduğunu, borçlarınızı, yapmanız gerekenleri yani “kim olduğunuzu” tamamen arkada bırakmalısınız. Bir anlamda onun tarifiyle ne olabileceğinizi ve olasılıkları keşif için “yaratıcı bir kuluçka” yeri.

Kim olduğunu tamamen bırakmak, vay be ne müthiş özgürlük! dedim tekrar.

Ne çok dışsal ve içsel “şey”lere bağımlılık halindeyiz aslında? Uzun süredir hayatımın değişik kademelerinde bununla uğraşıyorum, görüyorum ki perde perde öyle sıkı ve alttan alta örülüyor ki yaşamımıza bu şeylerle olan ilişkimiz, onları biz zanneder, onlardan vazgeçemez hale geliveriyoruz. Yaşadığımız tüketim toplumunda öncelikli konu eşyalar, giysiler, arabalar, evler, i-podlar, i-phonelar, facebooklar vb.oluyor tabii, bu konuda çok bir şey söylemeye gerek duymuyorum olayın “overdose” durumu çok ortada, burada herkesin sahip olduğu eşyaları bir gözden geçirme egzersizi yapması yeterli. Neye gerçekten ihtiyaç var, bazı şeyler keyif için hayatımızda tabii, önemli olan bunlarsız olmaz durumuna girmemek. Neyse dediğim gibi, ya çok aşikar ya da sayfa sayfa yazılacak bir konu…

Arkadaşlar tarafından dalga geçilmekle beraber, Kenya’daki bir köy ve kabileyi seyrederken yine başka bir seviyede bir intikal yaşadım. Kadınların hepsi keldi, kafaları kazınmış – yani bir saç bile bizim için ne kadar hassas bir konu olabiliyor düşünsenize. Yok saçlarım uzun mu kısa mı, düz mü kıvırcık mı, sarı mı kızıl kahve mi, mi mi mi olsun-muş, sonsuz meşgale…keller diyorum size kel, saç konusu yok. sadece bir düşünün: kendinizi tarif ettiğiniz şekilsel unsurlardan sadece biri bu.

Yine bir başka seviye kuşlarla geldi – birden daldaki bir kuş gözümün önüne geldi, yanına konan bir başkasına bakıyor ve “sen miydin yoksa benim çocukların babası?” diyor, tanımakta bile zorluk çekiyor belki. O sadece uçuyor, şarkısını söylüyor “benim eşim, partnerim, kocam, karım” diye bir derdi yok. Kim kime ait ki zaten, kendimize dahi ait olamadığımız şu dünyada. İkinci egzersiz de bu olabilir: bir de eşinizden, partnerinizden neyse ondan bağımsız düşünün bakalım. Neden bırakmıyorsunuz, neden bırakabilirsiniz, gerçekten özgürce ve şu anda mı seçiyorsunuz? Hassas ve derun bir konu, evet belki, ama hiç olmazsa kendi gerçeğinizin ne olduğunu duymanız için bir fırsat verebilir misiniz?

Okyanusa birer ufak taş atarak geçtiğim bu konular, daha da nazik bir konu olan içsel bağımlılık meselesine getiriyor. Üstad Eckhart Tolle, Şimdi’nin Gücü öğretilerinde “kendinizle ilişkiden vazgeçmek” diye ne de güzel adlandırmış, ve diyor ki:

“Ama sizin aslında kendinizle bir ilişkiye ihtiyacınız var mıdır? Neden sadece kendiniz olamıyorsunuz? Kendinizle bir ilişkiniz olduğunda, kendinizi “ben” ve “kendim”, özne ve nesne olarak ikiye bölmüş olursunuz. Zihnin yarattığı dualite yaşamınızdaki tüm gereksiz karmaşıklığın, tüm sorunların ve çatışmanın asıl nedenidir.

Aydınlanma hali içinde, siz kendinizsinizdir, “siz” ve “kendiniz” birleşip bir olursunuz. Siz kendinizi yargılamaz, kendiniz için üzülmez, kendinizle gurur duymaz, kendinizi sevmez, kendinizden nefret etmezsiniz. Kendini düşünen bilincin neden olduğu bölünme şifa bulmuştur. Artık ortada sizin korumanız, savunmanız ya da beslemeniz gereken bir “benlik”, bir “kendim” yoktur.”

Yani dostlar bir ben var benden içeri, daha da içeri kim var kim yok, hem var hem yok. Zen’de Japonca Mu, Çincede Wu olarak geçen bir terim olarak kullanmışlar, anlamı “hiç-lik” şöyle ki devamlı varlıkla yokluk arasında değişen bir olma hali, aslında doğada var olan her şey gibi, hiçbir şey sabit, kalıcı değil, bir değişim ve dönüşüm içinde. O zaman neye tutunmaya çalışıyorsun ey kul? Hem var hem yok, hem evet hem hayır.

Ve ben şimdi sizi Mu’da bırakıp bu yaşamda ismine Elif dedikleri bu varlığı keşfetmek üzere uçmaya gidiyorum…

2 Aralık 2010 Perşembe

uyanın...

Uyanın şairler:
Yankılar bitsin
Ve sesleriniz başlasın.

Ama uyumsuzluk arayışına girmeyin,
Çünkü sonuçta uyumsuzluk diye birşey yoktur.
Ses duyulduğunda, insanlar dans eder.

- Antonio Machado