
En sonunda uzun zamandır istediğim çizimi yapmak üzere elime aldım Japon fırça kalemi. İlk hedefim olarak da -Zen usulü için çok uygun ve de yeterince basit olduğuna karar verdiğim -salonumun beyaz duvarına asılı dalı seçtim. Bebek parkında yere atılmış çalı çimen arasından sevgiyle kapıp eve getirdiğim dalımı…ve işe koyuldum. Küçük çıkıntıları, kıvrımlarıyla tamamen daldım çizime ve biraz sonra resim bitmişti – ama bitmemişti? Sanki duvardaki dalın bana verdiği o kuvvetli his kağıda yansımamıştı. Ve birden eksik parçayı fark ettim: dalın gölgesi!
Heyecanla tekrar işe koyuldum, ve az sonra kendimle, çizimim ve dalımla mutlu olarak bitirmiştim. İşin garip tarafı tam da bu gölgeyi çizmeye çalışırken sanki önemli bir şeylerin farkına vardım: gölge daldan daha büyük, daha kıvrımlı ve aslında çarpıtılmış bir görüntüydü, daha heybetli hatta daha güzel ve etkileyici olabilirdi ama dala göre yamuktu işte. Ama o dalın bir parçasıydı, ondan doğmuş ve ayrılmaz bir parçası - ama gerçek değil ve çarpıtılmış bir parça- hmmm…
Aslında biz ve içinde yaşadığımız dünya da böyle değil mi? Ancak bizle var olan, bizim yarattığımız bir dünya…gerçeğinse ancak bir gölgesi. Gerçeğin değiştirilmiş, çarpıtılmış bir versiyonu da diyebiliriz, yani bizim bakışımıza göre bir dünya. Zaman zaman nefes kesici, heyecanlı, güzel, bazen de çok acı verici olabiliyor, altında yatan gerçek aslında nötr olmasına rağmen. Gözlemlediğimiz veya duyularımızla tecrübe ettiğimiz şey, her ne ise, bir olay, bir insan, bir manzara, bizim tarafımızdan tanımlanıp, bazen yargılanıp, etiketlenip bir kutuya konularak yarattığımız dünyada yerini alıyor. Ona dehşet verici, güzel çirkin, doğru yanlış etiketlerini takarak bu ilüzyonu yaratan biziz, bizim bakış açımız. Gerçek ise aslında sadece bir olay, bir insan, bir manzara, o kadar. Bakış açısına göre değişen bu dünya tecrübesi de haliyle insandan insana çok farklılık gösterebiliyor. Gerçek olan üzerinde anlaşmak, ortak bir fikre varmak kolayken, ilüzyonlar birbiriyle tamamen kesişebiliyor. Gerçek birleştiriciyken, ilüzyonlar ayırıyor, farklı dünyalar yaratıyor.
Bu yaşamda gerçek ve ilüzyon – ya da rüya- birbirinin ayrılmaz bir parçası, aynı dal ve gölgesi gibi. Her gün gerçek anları deneyimleyerek yeni hikayeler yazıyor, yeni rüyalar yaratıyoruz. Belki de huzur, dinginlik, mutluluk gibi hislerle tanımlayabileceğimiz bir yaşam kalitesini yakalamak tam da bu ikisinin farkında ve ayırdında olmakla ilgilidir. Yani her daim kendi yarattığımız bir ilüzyonun, kendi yazdığımız bir hikayenin parçası olduğumuzun ve aslında bizi birleştiren, tüm evreni ve her varlığı birbirine bağlayan gerçeklerin ya da gerçeğin bir olduğunun farkında olmak. Belki de bu ilüzyon ve onun getirdiği bağımlılık ve acılardan kurtulmak için gerçek bir özgürlük kapısı bu farkındalıktadır.
E tamam da abla (hiç Zen bir ifade olmadı farkındayım), nasıl bu gerçek anları daha çok tecrübe edeceğiz, nasıl erişeceğiz bu ermiş duruma diye sorabilirsiniz haklı olarak. Ben çizimin içine tamamen dalmışken, onun bir parçası olmak, çizimle akmak bunu fark ettirdi, bir gölge beni nerelere getirdi bakın.
Siz de belki çizeceksiniz, belki yürüyecek, belki şarkı söyleyeceksiniz, ya da ne yapıyorsanız onu yapacaksınız – ama yaparken tamamen orada, ne yapıyorsanız onun içinde, anda olarak, onun bir parçası olarak yapın. Öylesine ki siz o resim, yol, şarkı olun, anda olun, onun içinden kendinizi gözlemleyen olun. Yüzde yüz orada olun.
Sadece olun ki gerçek size rüyanın perdeleri ardından, gölgelerin arasından yüzünü göstersin. Ve gerçeğin hafifliğinde süzülün gidin, şimdinin sonsuzluğuna…ve gerçeğin ışığında taze hikayeler, yeni seçimler yaratabilin her an yeniden.
Heyecanla tekrar işe koyuldum, ve az sonra kendimle, çizimim ve dalımla mutlu olarak bitirmiştim. İşin garip tarafı tam da bu gölgeyi çizmeye çalışırken sanki önemli bir şeylerin farkına vardım: gölge daldan daha büyük, daha kıvrımlı ve aslında çarpıtılmış bir görüntüydü, daha heybetli hatta daha güzel ve etkileyici olabilirdi ama dala göre yamuktu işte. Ama o dalın bir parçasıydı, ondan doğmuş ve ayrılmaz bir parçası - ama gerçek değil ve çarpıtılmış bir parça- hmmm…
Aslında biz ve içinde yaşadığımız dünya da böyle değil mi? Ancak bizle var olan, bizim yarattığımız bir dünya…gerçeğinse ancak bir gölgesi. Gerçeğin değiştirilmiş, çarpıtılmış bir versiyonu da diyebiliriz, yani bizim bakışımıza göre bir dünya. Zaman zaman nefes kesici, heyecanlı, güzel, bazen de çok acı verici olabiliyor, altında yatan gerçek aslında nötr olmasına rağmen. Gözlemlediğimiz veya duyularımızla tecrübe ettiğimiz şey, her ne ise, bir olay, bir insan, bir manzara, bizim tarafımızdan tanımlanıp, bazen yargılanıp, etiketlenip bir kutuya konularak yarattığımız dünyada yerini alıyor. Ona dehşet verici, güzel çirkin, doğru yanlış etiketlerini takarak bu ilüzyonu yaratan biziz, bizim bakış açımız. Gerçek ise aslında sadece bir olay, bir insan, bir manzara, o kadar. Bakış açısına göre değişen bu dünya tecrübesi de haliyle insandan insana çok farklılık gösterebiliyor. Gerçek olan üzerinde anlaşmak, ortak bir fikre varmak kolayken, ilüzyonlar birbiriyle tamamen kesişebiliyor. Gerçek birleştiriciyken, ilüzyonlar ayırıyor, farklı dünyalar yaratıyor.
Bu yaşamda gerçek ve ilüzyon – ya da rüya- birbirinin ayrılmaz bir parçası, aynı dal ve gölgesi gibi. Her gün gerçek anları deneyimleyerek yeni hikayeler yazıyor, yeni rüyalar yaratıyoruz. Belki de huzur, dinginlik, mutluluk gibi hislerle tanımlayabileceğimiz bir yaşam kalitesini yakalamak tam da bu ikisinin farkında ve ayırdında olmakla ilgilidir. Yani her daim kendi yarattığımız bir ilüzyonun, kendi yazdığımız bir hikayenin parçası olduğumuzun ve aslında bizi birleştiren, tüm evreni ve her varlığı birbirine bağlayan gerçeklerin ya da gerçeğin bir olduğunun farkında olmak. Belki de bu ilüzyon ve onun getirdiği bağımlılık ve acılardan kurtulmak için gerçek bir özgürlük kapısı bu farkındalıktadır.
E tamam da abla (hiç Zen bir ifade olmadı farkındayım), nasıl bu gerçek anları daha çok tecrübe edeceğiz, nasıl erişeceğiz bu ermiş duruma diye sorabilirsiniz haklı olarak. Ben çizimin içine tamamen dalmışken, onun bir parçası olmak, çizimle akmak bunu fark ettirdi, bir gölge beni nerelere getirdi bakın.
Siz de belki çizeceksiniz, belki yürüyecek, belki şarkı söyleyeceksiniz, ya da ne yapıyorsanız onu yapacaksınız – ama yaparken tamamen orada, ne yapıyorsanız onun içinde, anda olarak, onun bir parçası olarak yapın. Öylesine ki siz o resim, yol, şarkı olun, anda olun, onun içinden kendinizi gözlemleyen olun. Yüzde yüz orada olun.
Sadece olun ki gerçek size rüyanın perdeleri ardından, gölgelerin arasından yüzünü göstersin. Ve gerçeğin hafifliğinde süzülün gidin, şimdinin sonsuzluğuna…ve gerçeğin ışığında taze hikayeler, yeni seçimler yaratabilin her an yeniden.
Teşekkürler sevgili muhteşem çarpık gölge!
teşekkürler sevgili tatlı elif!
YanıtlaSil