Karpuzu özlüyorum…yaz ortası her yerde karpuz varken nasıl diyebilirsiniz, nasıl?Tek başına yaşamanın sonuçlarından biri benim için eve karpuz alamamak: yani tabii ki alınabilir fakat koca karpuz durumu olduğu için ya bütün hafta yatıp kalkıp karpuz yemek, bu güzelim yaz meyvesinden bezmek, karın şiş dolaşmak ya da tuvalete taşınmak var ya da en içimi acıtan karpuzun bozulup heba olması, çekirdek kabuk sinek vesaire vesaire…
Git restoranda karpuz ye diyebilirsin, nadiren yapıyorum ancak orada da belki çocukluk, gençlik günlerinden kalma bir düşünce geliyor: şimdi meyveyi evde yersin zaten, restoranda dışarıda yiyeceksen bir tatlı ye…buyrun bakalım. Ve birden çocukluğumun meyve bolluğu günlerine ışınlanıyorum…
Eve kasayla mandalina, elma alındığı, pazar filelerinin dolup taştığı, her akşam yemekten sonra koca bir meyve kasesinin gelip babamın annemin soyduğu doya doya meyve yediğimiz günler. Zengin miydik, hayır hiç değil, ama sanki yaşamlar biraz daha mı zengindi – süpermarket yerine pazarlar, bakkal, manav, kasap vardı, her biriyle gelen bir insan, yaşam, bakış çeşitliliği, her şey sanki daha ucuzdu ve hayat daha mütevazi ve mutluydu. Yani içsel bir bolluk hissi vardı belki de, başka bir samimiyet. Şimdi haklı olarak pratik ve ucuz olsun diye gittiğimiz markette çeşitlilik var ama her şey çok uzak, meyve-sebze raflarıyla bakışıyor, içim sıkılıp kısa mekanik alışveriş yapıp çıkıveriyorum genelde, becerebildiğimden fazla bir seçenek sunuyor bana zaten. Oturduğum yerde de güvenilir bir manav yok, olan samimiyetsiz, kazıkçı geliyor filan filan derken şehir hayatının yaşamdan yabancılaşıp sıkışıp kalmaları arasında ben de kayboluveriyorum çoğu kez. Bazen pazar yapıyorum ve mümkün oldukça küçük esnaftan almaya gayret ediyorum ama her zaman da bunu için ek gayrete gücüm olmuyor, yenik düşüyorum içimdeki şehir canavarına.
Bir de tabii kendi başına o karpuzu taşıma meselesi var o ayrı bir engel – güvenilir manav olsa sipariş et eve getirsin değil mi, yok – zaten özürlü olduğumuz bir konu da eve sipariş, hizmet ettirme, hizmeti ayağına getirtme durumu nedense; bu başlı başına ayrı bir konu. Oturduğum semtten karpuzcu geçmiyor, biliyorum hala var karpuz kavuncunun geçtiği mahalleler, ve inip alıveriyorsun ya da yukarı getiriyor eskisi gibi (mi?). Öte yandan ecnebi memleketlerde raflarda dilim karpuz satılıyor, ama bir türlü alamıyorum o dilim karpuzu aah…
Bu kadar bıdı bıdıyla zaten sen karpuz yeme otur oturduğun yerde diyeceksiniz doğrudur. Ama yazarken yeni ve bence dahiyane bir fikir geldi aklıma – vee bunu bulduğum bu günü yani 4 Ağustos’u Karpuz Bayramı ilan ediyorum:
Karpuz Bayramı’nda benim gibi isteyen ve alabilen herkes karpuz alıyor, kesiyor-kestiriyor ve bir kısmını ev halkına ayırıp gerisini ihtiyacı olan konu-komşuya dağıtıyor, şifa niyetine, isteyen Karpuz çekirdeklerine bir bereket duası okutturup bunları da kurutup kışın çitleyebilir, dağıtabilir, cüzdanına koyabilir.
Bu sıcaklar bizi ne hale getirdi sevgili dostlar, umarım benim saçmalamalarım karpuz boyutunda kalır, aman yine de sıcakla sinirlenerek değil kendi acayipliklerimize gülüp eğlenerek hoş bir sada içünde geçirelim şu yazı…
Hepinizin Karpuz Bayramı’nı kutlar, sulu tatlı bolluk içinde bir yaz dilerim cümlemize…
p.s. böylelikle pek çok kişiliğimden karpuz saplantılı olanıyla da tanışmış oldunuz efenim, evet böyle de bir ben var, benden içeri...Allah'ın izniyle daha içerilere de ulaşacağız.
4 Ağustos Karpuz bayramıdır o kadar !!!! Sesini duydum :)
YanıtlaSilo zaman hemen bu hafta bütün hatunları toplayıp senin evi basıyoruz badicim, bayramın ilk gayrıresmi geçit töreni senin mutfakta, en az 6 kiloluk tosun gibi bir karpuzla gerçekleşecek :))
YanıtlaSil