30 Ağustos 2010 Pazartesi

bilmemenin dayanılmaz hafifliği

nadiren baktığım televizyonda rastladığım bir talk-show’un spikerlerinden biri ötekine “peki bu konuda bir fikrin var mı?” diye sorunca, zaten kendi düşüncelerinin önemiyle gaza gelmiş öteki hemen söze girişti “birçok konuda olduğu gibi tabii ki bu konuda da görüşlerim var”…

etrafımda da içine düştüğüm çok bilen insanlardan, her konuda bir şey bilen, görüş beyan eden, tanıyan, bilen, bildiren, yargılayan insanlardan yorgunum. bakıyorum da öylesine bir heves, heyecan ve gaza gelme durumuyla atlanıyor ki konuşmaya, hemen araya laf sıkıştırılsın, bilgi yargı düşünce attırılsın – adeta mikrofon tutulmuş televizyona röportaj veriliyor modu. neden bu kadar önemli bir görüşümüzün olması, görüşlerimiz neden bu kadar değerli??? ve neden her şeyi bilmek zorundayız?

alternatif olarak konuşurken sessiz kalmak, karşındakini veya konuyu ilk defa duyuyormuş gibi dinlemek, ve bir görüş bildirmeden durabilmek mümkün mü? azcık bu çok önemlilik duygusundan feragat etmek? adeta dünyayı ilk defa tanıyan bir çocuk saflığı, heyecanı ve merakıyla dinlemek her seferinde mümkün mü?

belki o zaman getirdiğimiz önyargılarla, filtrelerle, önceden oluşturulmuş fikirlerle değil de taptaze bir açıklıkla gerçekten dinleyebilir, ve bekleğimizi değil de yepyeni bir şeyler duyabiliriz. ve geçmişten getirdiğimiz duyguların yükünü değil de o anı hissedebiliriz. gerçekten karşımızda ve kendimizde yeni dünyalar keşfedebiliriz.

çocuklar gibi bir hayret ve hayranlıkla hayatı tecrübe etmek… Jennifer Posada’nın tarifiyle “aynı kalacağını veya aynı anlamı olacağını varsaymaksızın aynı şeye tekrar tekrar bakabilmek. bir şeyi birkaç kez tecrübe ederken kendinizi her seferinde aynı sonucu verecek beklentisine kısıtlamamak. ve her anın getirdiği olasılıklardan korkmak yerine olasılıklara aşık olmak”. böylesine bir heyecanla her anı tecrübe etmekten bahsediyorum.

Ya da ya da? bir minval üç maymun gibi biraz konuşmasak, biraz duymasak, biraz görmesek, ama konuşmaz, duymaz, görmezken dinlesek, hissetsek ve karşımızdakini anlamaya çalışsak mümkün mü? şöyle arkaya yaslanıp da görüş bildirme sorumluluğundan uzak dinlesek, dinlensek, hafiflesek olmaz mı? aceba?

Ya da Bejan Matur’un dediği gibi bıraksak kendimizi başka tür bir sessizlik denizine:

Bu sağırlık
Cennet değilse
Nedir?
Nedir bu duymamayı yapan
Tamlık?


…rica edeceğim sormayın, bilmiyorum.

1 yorum:

  1. sormuyorum, ama milyon kez okudum bayıldım bu yazına ...

    YanıtlaSil