12 Kasım 2009 Perşembe
fırtınadan bildiriyorum
01 Kasım 2009 Pazar
yaban
Soruyorum size: when did this happen / ne zaman oldu bunlar?
Ne zaman yıldızlarımızı da çaldılar, şöyle gözlerimizi daldırıp da yıldızlara, hayal bile kuramaz hale geldik. Bu şehir hayatı mı çaldı, biz mi izin verdik ışıkların gözlerimizi kamaştırıp hayallerimizi karartmasına…
Şu son zamanlarda her an kendimi şehri tehdit ederken buluyorum “bak pılımı pırtımı toparlayıp giderim toptan buralardan” diye, ben İstanbul’u tehdit ediyorum yani işe bak. Şehrin umurunda mı – kimsenin umurunda mı? Sesli sesli de söylüyorum bunu kendime, arkadaşlarıma, belki kendimi tehdit ediyorum belki de cesaret topluyorum usul usul kendimden bile habersiz yapacağım eylem için.
Kendi gerçeğimi ararken bu sanal dünyada yolumu kaybediyorum. Ayaklarım yerden kesik, ama iyi anlamda değil. Kendimi uzaylı hissediyorum diyeceğim ama öyle olsa yıldızlara yakın olurdum, ama orada da problem var bkz. birinci paragraf. “Yaban” daha bana uygun geliyor – yaban. Yaban demek bile kendimi iyi hissettiriyor bir şekilde, en azından doğaya daha yakın. Ağaçları, rüzgarı, hayvanları anlamam mümkün bir anlam dahi vermeye çalışmadan. Şu sistemin, şehrin vahşiliği içerisinde yaban çok naif, yumuşak, hafif kalıyor sanki. ve yaban gibi ürkek hissediyorum bazen bu koşuşturmada, içimdeki o vahşi kuvvete rağmen. İçgüdülerim, sezgilerim ve kalbimin sesi – yabanın pusulası yabanın evi.
Vahşi kurtlar gibi yıldızlı geceye uluduğumu hayal ediyorum. Evimin penceresinden.
Bir sevgi şarkısı olsun çıkan ağzımdan.
Ve aşk, ve sevgi, ve yaşam neşesi en yaban halleriyle gelip bulsunlar beni.
Yıldızlardan dilek tutuyorum.
Yıldızlarımı alamazlar, alsalar bile gökkuşağım var.
Hayallerimi tutamazlar.Yaban kalbimi hiç ama hiç tutamazlar.
27 Ekim 2009 Salı
ayna ayna
bundan yıllar önce
bir küçük kız
elinde bir ayna
kendi gülüşünü seyreder
çocuk bu ya
baktıkça kendine hayret içinde
olduğu gibi kendine hayran
gözlerinin içi güler
gün olur nasıl olur bilinmez
ayna düşer
tuzla buz
küçük kız
başkalarının gülüşlerinde arar
bulamaz gözlerini
kahkahası fısıltıya dönüşür
duyamaz olur sesini
bilinmez zaman önce
büyük kız
ayna önünde
diker gözünü bakar
kim bu diye karşıdaki
sen bana ben sana
karşı olmaya gücüm yok
dışarıdaki savaş senden benden kuvvetli
o zaman tuzla buzu bul bana der
o eski ayna
hani?
zaman bu başına buyruk
kimine saat kimine yıl
kimine tuzla buz
her parça yapışırken eski yarayı deşiyor
sonra birleşip
bir de
yüzüne yüzüne vuruyor insanın
şimdi görüyorsun diye
büyük kız kırıkları topluyor
küçük kız yapıştırıyor
bir o topluyor
bir o yapıştırıyor
bir o ağlıyor
bir o gülüyor
küçük kız soruyor
aynı masaldaki gibi
ayna ayna söyle bana
sevebilecek misin beni
yine yeniden
şimdi her zaman
büyük kız yapıştırmaya devam ediyor
kırıklardan mozaik
çocukluğum gençliğim büyüklüğüm
sen ben biz
gözlerinin içi güldükçe
sesini duyabildikçe
hep beraberiz
seni hep sevdim
ayna gökkuşağı mozaik
kimse bilmese de
kimse kalmasa da
sen ben biz
hep seveceğiz.
15 Ekim 2009 Perşembe
lodos fırtınası ve kırlangıçlar
görülecek manzaraydı doğrusu. şiddetli rüzgar sanki lunaparktı onlar için. o küçücük gövdeleri nasıl başedecek diye ben hafif bir gerilimle seyrederken, onlar delicesine fırlatıyorlardı kendilerini fırtınaya:
biraz kanat çırpıyor, sonra bırakıyor, sonra sürükleniyor, düşüyor düşüyor, düşüyor, sonra hoop tekrar kanat çırpıyor, ve yeniden...
öyle enerjik, öyle yaşam dolu gözüküyorlardı ki sanki hayat boyu bu kuvvetli fırtınayı beklemişler, ve şimdi gerçek eğlence zamanı... hiç de lodosta "eyvah ne yapacağız şimdi?" der gibi, panikler gibi gözükmüyorlar bana. bu da doğanın parçası, yaşamın parçası - aynı rüzgar bazen sakin, bazen kuvvetli, bazen tutarlı, bazen fırtına...
ama aynı rüzgar - onların uçmalarını sağlayan aynı rüzgar...
içimdeki fırtınaları düşünüyorum bir an...zaman zaman uykularımı kaçıran.
kendi rüzgarımla çok konuşur oldum, iyi bir şey galiba. kimileri bir delilik alameti olarak görse de, benim için bu dünyada bütün olarak (ya da bütün bir uzaylı ha ha) yaşama devam edebilmem için şart oldu bu rüzgarı hissetmek, onunla konuşmak.
şimdi Boğaz sakin, gümüşi bir sonbahar günü. kırlangıçlar zıplayarak ama sakin süzülüp bir dama konuyor, cikcikliyor, sonra tekrar pırpırpır...
şimdi sonbahar güneşi zamanı...bir sonraki fırtınaya kadar.
iyi ki varsın rüzgar, iyi ki varsın lodos fırtınası - yoksa nasıl uçabilirdim ki?
05 Ekim 2009 Pazartesi
gökkuşağı

29 Eylül 2009 Salı

14 Ağustos 2009 Cuma
rüzgarın kızı
olmalıydı ismim
kızılderili olsaydım eğer
sert, hırçın ve belki biraz da hızlı
estiğim için değil
-belki bir zamanlar-
...
rüzgar gibi özgür
onun kadar hafif
hissettiğim için
şimdi
ve saçlarımda esen rüzgarla
gözümü kapadığımda
uzak mavi derin yeşil diyarlara yolculuk ettiğim için
rüzgarın kızı
olmalıydı ismim
yoluma çıkan herşeyle kucaklaşıp
neşeyle ses çıkardığım için
belki de
ve rüzgarın uğultusu kulağımda
uykuya daldığım
dağların, ulu ağaçların ve mavi dalgaların
kuytularına kadar sokulduğum için
rüyalarımda
ve bunun içindir belki de
Galata'da Kuledibi'ne
Dolmabahçe'ye sığınmam
kırlangıç ve martıları
göz hapsine almam
her esintiyle
bir heyecan, bir nefes
kendi içime dalmam
ve çıkanları yine rüzgara bırakmam
rüzgarın kızı
olmalıydı ismim
uçar gibi yürümem
yüreğimdeki pırpır
ondan.